• Müslüman

SÜLEYMAN ÇELEBİ’NİN “MEVLİD-İ ŞERİF-İ”

...Alıntıdır...


Hadi bakalıııııım yine kendime dert edecek bir şey buldum. Süleyman çelebinin MEVLİD-İ ŞERİF’i camilerde bir okunuyor bir okunuyor, insanlar bir coşuyor bir coşuyor sormayın gitsin.


Her kandilde camiler ışıklandırılıyor ve diyanetin parayla çalışan hocaları bir hafta önceden sevinçle anonslar yapmaya başlıyor, cemaat camilere davet ediliyor. İnsanlar Kurani bir emirmiş gibi, sanki bir farzı yaparcasına mevlid dinliyor ve son derece memnun ve coşkun hislere gark oluyor. Osmanlının başlattığı bu uygulama zamanla dinsel bir ritüele dönmüş hatta din bırakılıp bu ritüeller din olmuş. Cami niye var? Allah’a ibadet etmek için. Ne zaman kurulmaya başlandı? Resulden sonra. Resul zamanında ne vardı? Mescid. Mescidde ne yapılırdı? Kur’an okunurdu, sorunlar dile getirilir ve Kur’an önderliğinde çözümler aranırdı. Yardımlaşma ve gelecek planlamaları yapılır, salat ikame edilirdi namaz kılınırdı… Yani mescidde Kur’an okunur ve Kur’an hayata ve ibadete yol verirdi. Sonra ne oldu ümmet Kur’anı terk etti. İbadethanelerde Allah kelamının yanı sıra israiliyattan devşirilen hikayeler, peygamber ağzından uydurulan hadisler, falancadan getirilen rivayetler anlatılmaya tartışılmaya başlandı. Furkan suresi 30: "Ve Resul dedi ki; Rabbim. Gerçekten benim kavmim, bu Kur’anı büsbütün terkedilmiş olarak bıraktı." Her geçen gün Kur’an’ın yanı sıraları arttı arttı ve arttı. Camilerde geçirilen vakitler, yüzdelik bölümlere ayrılsa. Ecrini Allahtan beklemesi gereken ama diyanetten maaş alan hocalar camilerde %40 rivayet ve hikayelere, %35 yarısı uydurma hadislere, %10 falanca camiye, filanca Kur’an kursuna yardım dilenmeye, %10 güncel olayları sıkıntıları Allah’a havale etmeye, % 5 de Kur’an’dan ayet okumaya ayırır oldular. Hatta camilerin bahçesine alt katlarına para ile girilen tuvaletler. Dini kitap satan, tespih, eşarp, hacı yağı vb. satış dükkanları açmaya başladılar. Camilerin minare sayılarında bile paşalar bir minareli, sultanlar 2 minareli cami yaptırır tarzında abuk subuk işler, kanunlar koyar oldular. Mimarisini zaten değiştirdiler de bari içindeki ruhu değiştirmeselerdi iyi olacaktı. Her geçen sene bu ruh kaybedildi ama başka ruhlar eklendi. Konum Süleyman Çelebi ve mevlid-i şerifti ben ona döneyim. Süleyman Çelebi kimdir? Şair Ahi Ahmet Paşanın kızının oğludur. Ahi Mahmud’un torunudur. Ana tarafından Edebali'ye, baba tarafından Baba İlyas'a dayanır. Her iki tarafta mürşid vasıtası ile Hoca Ahmet Yesevi’ye dayanır. Aşık Paşanın oğlu olduğu kesine yakın bir olasılıktır. Orhan Bey ve 1. Murat dönemlerinde yaşadığı bilinmektedir. Bu dönemde peygambere duyulan sevgiyi dile getiren, övgü şiirleri modasına uyarak, Süleyman Çelebi de bir mevlid yazmaya karar verir. Aşık paşanın Garipname’sinden ve sağdan soldan duyduğu birazda uydurduğu şeyleri uyaklı bir şekilde mevlid-i şerifinde toparlar.

- Allah adını zikredelim evvela Allah adın diyelim ol iptida - Vacip oldur cümle işte her kula ki ondan oldu iptida vü intiha - Cümle alem yokken o var idi Cümle alem yokken o var idi - Yaratılmışlar gani cebbar idi söyle eksiksiz gani cebbar idi

Hadi bu baba oğul arasında olabilir bir durum buna diyecek bir şey yok. Sonuçta bu bir şiir ve şairler arasında bazen benzeri akımlar olabilir. Ancak bu şiir zamanla camilerde okunmaya ve dini bir ritüel haline geldiğinde sıkıntı oluyor. Bu şiir bestelenmiş ve çalgılarla camilerde çalınmaya başlanmıştır. Bence bu şiir ve müziği çalınacaksa diğer şiirlerde şarkılarda camilerde çalınmalıdır. Hatta bence bu şiir ve müziği hariç tüm şiirler şarkılar çalınsa çok daha iyi. En azından diğerleri dini görünümlü değil ve dini görünümünün altından şirk akıtmıyorlar.

- Gel habibim sana aşık olmuşam, - Cümle alemi sana köle kılmışam.

Bu ne demek yaaa! Allah, resulüne sevgilim diyor birde aşık olmuş, çüşş artık. Alemlere rahmet olarak gönderildiği Kur’anda (Enbiya 107) yazan resulü, bildiğin Allah ilan ediyor ve herkesi ona kul ediyor.

- Gel şefaat eyle kenter kuluna, - Adı güzel kendi güzel Muhammed - Mahşerde nebiler bile senden medet ister...

Resulün şefaat edeceğini söyleyen bu şiir, hiçbir din adamı tarafından yadırganmamış, Kur’an’da şefaat sadece Allah’a aittir diyen ( Zümer 44) ayete karşı gelen şair, popüler hale gelmiş. Mahşerde nebiler yani Kur’an’ın (Bakara 285) peygamberler arasında ayrım yapılmaması gerektiğini söyleyen ayete dahi karşı çıkılmış. Sonra bu ve benzeri acayipliklerin dışında emsali görülmemiş ne ilk dönem ne ikinci dönem hadisçiler ve rivayetçilerde duyulmuş hatta uydurma hadislerde dahi geçmeyen olaylar anlatılır.

- “Sen doğduğunda döküldü semalardan melekler saf saf…” Tamam, o resulü çok seviyordu ve içinden geldiğince yazdı. Peki dönemin hangi hadsizi bunu tutupta camilere soktu. O camide bir tane Kur’an okuyan adam yok muydu?

-"Hooop! durun bakalım bu şiir Kur’an’a aykırı sözler içeriyor, şirk pisliği akıyor mısralarından" demedi.

Demedi çünkü halk dinledikçe kendinden geçti. Padişahlarda zaten böyle aklı olmayan, camilerde ayılıp bayılan cahil bir toplum istiyordu. Devlet engel olmak bir yana bu işi organize etti ve camilerde gardiyansız bir mahkumiyete uğrattığı halkı hoşnut ederek kendi icraatlarına devam etti.


Ne yapalım; Allah Kur’an’da aklınızı kullanın diyor, aklını kullanmayanın üzerine pislik yağdırırım diyor. Bende diyorum ki mescidlerde Kur’an okunur, mevlid okunmaz. Selametle - a. konuşur

37 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör